Arşivde Bulunan Özelge Sayısı: 4067



ÖZELGE ARA

ÖZELGE ARA

Dar mükellef ortağın sağlayacağı nakdi teminat sebebi ile yurt içindeki bir bankadan kredi alınması durumunda bankaya yatırılacak kredi faiz ödemelerinde örtülü sermaye hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
KOCAELİ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.41.15.01-KVK-2011/12-101
24/04/2012
Konu
:
Dar mükellef ortağın sağlayacağı nakdi teminat sebebi ile yurt içindeki bir bankadan kredi alınması durumunda bankaya yatırılacak kredi faiz ödemelerinde örtülü sermaye hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı


            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Şirketinizin yapacağı yatırımların bir kısım finansmanını kendi özkaynaklarınızla bir kısım finansmanını da ortaklar tarafından temin edilecek ve/veya teminatlandırılacak kredilerle sağlamayı düşündüğünüz, bu amaçla Hollanda mukimi dar mükellef ortağınız tarafından Şirketinizin Türkiye'de mukim bir bankadan uygun koşullarda kredi temin edebilmesi için söz konusu bankaya teminat vermek amacıyla krediyi sağlayacak olan Türkiye'de mukim bankanın yurt dışındaki bir grup şirketine veya şubesine alınacak kredi tutarında nakdi teminat yatırılacağı ve karşılığında faiz elde edileceği belirtilerek, dar mükellef ortağınızın krediye ilişkin sağlayacağı nakdi teminat sebebi ile Şirketinizce bankaya yapılacak kredi faiz ödemelerinde örtülü sermaye hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bilgi istenilmektedir.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mukelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancının üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde de Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı; Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fikrasının (1) numaralı bendinde de ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirilebileceği hükme bağlanmıştır
            Kurumlar Vergisi Kanununun "Kabul edilmeyen indirimler" başlıklı 11 inci maddesinin birinci fikrasının (b) bendinde, örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
            Aynı Kanunun 12 nci maddesinde de;
            "(1) Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır.
            (2) Yukarıda belirtilen karşılaştırma sırasında, sadece ilişkili şirketlere finansman temin eden kredi şirketlerinden yapılan borçlanmalar hariç olmak üzere, ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan ve ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan banka veya benzeri kredi kurumlarından yapılan borçlanmalar % 50 oranında dikkate alınır.
            ...          
            (5) Yukarıda belirtilen oranlar, borç veren ortaklar ve ortakların ilişkide bulunduğu kişiler için topluca dikkate alınır.
            (6) Aşağıda sayılan borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz:
            a) Kurumların ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin sağladığı gayrinakdî teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yapılan borçlanmalar.
            b) Kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar.
            ...        
            (7) Örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır. ..."
            hükümlerine yer verilmiştir.
            Kanunun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde; dar mükellefiyete tabi kurumların menkul sermaye iratları (Gelir Vergisi Kanunu'nun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1), (2), (3) ve (4) numaralı bentlerinde sayılanlar hariç olmak üzere) üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından; aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise tam mükellef kurumlar tarafından, Türkiye'de bir iş yeri veya daimî temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç olmak üzere dar mükellef kurumlara veya kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan (Kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.) ve Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde sayılan kâr payları üzerinden bu Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca vergi kesintisine tâbi tutulan kazançlar hariç olmak üzere kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlandıktan sonra sekizinci fıkrasında ise Bakanlar Kurulunun maddede belirtilen vergi kesintisi oranlarını, gelir unsurları veya faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı belirlemeye, sıfıra kadar indirmeye veya fıkralarda belirtilen oranın bir katına kadar artırmaya yetkili olduğu hükümlerine yer verilmiş; bahse konu ödemeler için kesinti oranları 03.02.2009 tarih ve 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına göre sırasıyla %10 ve %15 olarak belirlenmiştir.
            Örtülü sermaye uygulamasına yönelik olarak 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde ayrıntılı açıklamalar yer almış olup, Tebliğin "12.1.3. Borcun Doğrudan veya Dolaylı Olarak Temin Edilmesi" başlıklı bölümünde;
            "Borcu kullanan kurumun, borcu ortaklık ilişkisi olan bir kurumdan veya ortakları ile ilişkili bir başka kurumdan doğrudan temin etmemesi örtülü sermayenin mevcut olmayacağı anlamına gelmemektedir.
            Borcun, ortak veya ortakla ilişkili kişiden ancak üçüncü kişi üzerinden dolaylı olarak temin edilmesi durumunda da örtülü sermaye söz konusu olabilecektir. Dolaylı olarak temin edilen borçlanmalarda araya birden fazla kurumun girmesi borcun örtülü sermaye olarak kabul edilmesine engel teşkil etmemektedir."
            Tebliğin "12.1.5. Borcun öz sermayenin üç katını aşması" başlıklı bölümünde;
            "Ortak veya ortakla ilişkili kişiden temin edilip işletmede kullanılan borçların örtülü sermaye olarak kabul edilebilmesi için bu borçların hesap döneminin başındaki öz sermayenin üç katını aşması gerekmektedir.
            Dolayısıyla, ortak veya ortakla ilişkili kişilerden yapılan borçlanmalarda, bu kişilerden alınan borçların toplamının hesap dönemi başındaki öz sermayenin üç katı ile karşılaştırılması ve bu oranı aşan borç tutarlarının oranı aştıkları sürece ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye olarak dikkate alınması gerekmektedir.",
            Tebliğin "12.2.1. Gayrinakdi teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yapılan borçlanmalar" başlıklı bölümünde de;
            "Kurumların ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin sağladığı gayrinakdi teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yaptıkları borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz. Nakdi teminat karşılığında sağlanan krediler ise borç/öz sermaye oranının hesabında işletmeye verilen borç olarak dikkate alınacaktır.
            Kurumun kasasında veya bankada bulunan yerli veya yabancı paralar ile her an nakde çevrilebilen çekler, altın, Devlet Tahvili, Hazine bonosu, Toplu Konut İdaresince çıkarılan veya İMKB'de işlem gören hisse senetleri, tahvil ve bonolar dışındaki her türlü teminat gayrinakdi teminat olarak değerlendirilecektir."
            açıklamalarına yer verilmiştir.
            Buna göre, Türkiye mukimi bankadan almış olduğunuz kredi, esasında bu bankanın yurt dışındaki şubesine veya grup şirketine dar mükellef ortağınızın faiz karşılığında verdiği nakdi teminata istinaden aynı miktar ve faiz oranıyla şirketinize sağlanmış olduğundan, dar mükellef ortaktan alınan borç olarak kabul edilecektir.
            Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, Şirketinizin dar mükellef ortağının sağladığı nakdi teminat karşılığında alınan krediler örtülü sermayenin hesaplanmasında dikkate alınacak olup örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kar payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar olarak değerlendirilecektir. Dolayısıyla, örtülü sermaye şartlarının oluşması durumunda söz konusu faiz ödemeleri dar mükellef ortağınıza dağıtılmış kar payı sayılacak ve Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca %15 oranında kurumlar vergisi kesintisine tabi tutulacaktır.
            Öte yandan, örtülü sermaye şartlarının gerçekleşmemesi durumunda, söz konusu kredi karşılığında tahakkuk eden faizler esas itibarıyla dar mükellef ortağınıza ödenmiş sayılacağından, bu tutarlar üzerinden Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinin birinci fırkasının (ç) bendi uyarınca %10 oranında kurumlar vergisi kesinti yapılacaktır. Ayrıca, dolaylı olarak dar mükellef ortağınızdan sağlamış olduğunuz bu krediye ilişkin koşulların tespitinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı hükümlerinin de dikkate alınmasının gerekeceği tabiidir.
            Bilgi  edinilmesini rica ederim.

Yapılan işin yıllara sari inşaat işi olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
KOCAELİ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.41.15.01-KVK-2012/5-102
24/04/2012
Konu
:
Yapılan işin yıllara sari inşaat işi olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hk


            İlgide kayıtlı özelge talebinizle, ekteki sözleşmede belirtilen "..... Sulaması İnşaatı" kapsamındaki kanal kil ve küskü dolgu malzemesinin ocakta her şartta kazılması, malzemenin dolgu sahasına nakledilmesi ve DSİ teknik şartlarına uygun olarak serilmesi, sulanması, sıkıştırılması ve ara tabakaların istenilen kotta tesviye edilmesi işinin yıllara sari inşaat kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda bilgi istenildiği anlaşılmaktadır.
             193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinin birinci fıkrasında; "Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde kar veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde gösterilir." hükmü yer almaktadır.
             Aynı Kanunun 44 üncü maddesinin birinci fıkrasında "İnşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde  geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarih, diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarih bitim tarihi olarak kabul edilir." hükmüne yer verilmiştir.
             Bir işin Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamına giren inşaat ve onarma işlerinden olması için yapılan işin inşaat ve onarma işi olması, birden fazla takvim yılına sirayet etmesi ve taahhüde bağlı olarak yapılması gerekir.
             4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 4 üncü maddesinde "yapım" bina, karayolu, demiryolu, otoyol, havalimanı, rıhtım, liman, tersane, köprü, tünel, metro, viyadük, spor tesisi, alt yapı, boru iletim hattı, haberleşme ve enerji nakil hattı, baraj, enerji santrali, rafineri tesisi, sulama tesisi, toprak ıslahı, taşkın koruma ve dekapaj gibi her türlü inşaat işleri ve bu işlerle ilgili tesisat, imalat, ihzarat, nakliye, tamamlama, büyük onarım, restorasyon, çevre düzenlemesi, sondaj, yıkma, güçlendirme ve montaj işleri ile benzeri yapım işleri olarak tanımlanmıştır.
             Öte yandan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hak ediş ödemeleri üzerinden istihkak sahiplerinin kurumlar vergisine mahsuben vergi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır.
             İlgide kayıtlı özelge talebiniz ekindeki sözleşmelerin incelenmesi neticesinde; sözleşmelerin .... İnş.Tic.ve San.Ltd. Şti. ile şirketiniz arasında imzalandığı; sözleşmelerin konusunun ".... Sulaması İnşaatı" kapsamındaki kanal kil ve küskü dolgu malzemesinin ocakta her şartta kazılması, malzemenin dolgu sahasına nakledilmesi ve DSİ teknik şartlarına uygun olarak serilmesi, sulanması, sıkıştırılması ve ara tabakaların istenilen kotta tesviye edilmesi işi olduğu; sözleşmelerde .... İnş.Tic.ve San.Ltd. Şti.'nin işveren, Şirketinizin ise yüklenici olarak yer aldığı; 20.05.2009 tarihinde imzalanan sözleşmenin 3 üncü maddesine göre, Şirketinizin taşeron olarak 20.05.2009 ile 31.12.2009 tarihlere arasında yapacağı işleri sözleşme fiyatları ile yapmakla yükümlü olduğu, 17 inci maddesine göre de sözleşme kapsamındaki bütün işlerin Bayındırlık İşleri Teknik Şartnamesi ve DSİ Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığı Birim Fiyat Cetveli ile Özel Teknik Şartnamesindeki yapım şartlarına göre yapılması gerektiği, ek sözleşme ile de işveren tarafından önceki sözleşmenin 19 uncu maddesinde belirtilen hususlar dahilinde iş miktarları arttırılarak sözleşmenin süresinin 31.12.2010 tarihine kadar uzatıldığı anlaşılmıştır.
             Buna göre; ".... Sulaması İnşaatı" kapsamında şirketinizce yüklenen işlerin inşaat işi kapsamında değerlendirilmesi gerekmekte olup, anılan işin 20.05.2009 tarihinde düzenlenen ilk sözleşmede belirtilen sürede bitirilmeyip düzenlenen ek sözleşme ile izleyen yıla sarkması nedeniyle, yıllara sari hale gelen işle ilgili olarak ek sözleşmenin düzenlendiği tarihten itibaren  şirketinize ödenecek istihkak bedellerinden 5520 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince kurumlar vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir.
             Bilgi edinilmesini rica ederim.  

Devlet Hastanesinin, Eğitim ve Araştırma Hastanesi Olarak Tescil Ettirilmesinin Vergi Kanunları Açısından Değerlendirilmesi hk.

T.C.
ERZİNCAN VALİLİĞİ
Defterdarlık Gelir Müdürlüğü


Sayı
:
B.07.4.DEF.0.24.10.00-2011/VUK-6
25/04/2012
Konu
:
Devlet Hastanesinin, Eğitim ve Araştırma Hastanesi Olarak Tescil Ettirilmesinin Vergi Kanunları Açısından Değerlendirilmesi


            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Hastanenizin, ... Devlet Hastanesi olarak ruhsatlandırıldığı ancak Sağlık Bakanlığı ve ... Üniversitesi arasında imzalan protokol çerçevesinde Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak tescilinin yapıldığı belirtilerek Eğitim ve Araştırma Hastanenizin Vergi Usul Kanunu hükümlerine tabi olup olmadığı hususunda bilgi istenilmektedir.
            KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde kamu idare ve kuruluşları tarafından genel insan ve hayvan sağlığını korumak ve tedavi amacıyla işletilen hastane, klinik, dispanser, sanatoryum, huzurevi, çocuk bakımevi, hayvan hastanesi ve dispanseri, hayvan bakımevi, veteriner bakteriyoloji, seroloji, distofajin kuruluşları ve benzeri kuruluşların kurumlar vergisinden muaf olduğu, bunlardan sağlık hizmeti sunanların teşhis ve tedaviye yönelik olarak birbirlerine yapacakları mal ve hizmet satışları ile Sağlık Bakanlığına bağlı hastane, klinik, dispanser, sanatoryum gibi kurum ve kuruluşların yapacağı Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemlerinin bu muafiyeti ortadan kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
            1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "Kamu idare ve kuruluşları tarafından genel insan ve hayvan sağlığını korumak ve tedavi etmek amacıyla işletilen kuruluşlar" başlıklı (4.2.) bölümünde ise kamu idare ve kuruluşları tarafından genel insan ve hayvan sağlığını korumak ve tedavi amacıyla işletilen hastane, klinik, dispanser, sanatoryum, huzurevi, çocuk bakımevi, hayvan hastanesi ve dispanseri, hayvan bakımevi, veteriner bakteriyoloji, seroloji, distofajin kuruluşları ve benzeri kuruluşlar Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında kurumlar vergisinden muaf olduğu açıklamasına yer verilmiştir.
            Buna göre; genel insan sağlığını korumak ve tedavi etmek amacıyla Sağlık Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren Eğitim ve Araştırma Hastanenizin, bu faaliyetleri dolayısıyla 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında kurumlar vergisinden muaf olacağı tabiidir.
            KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN
            3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17/1 ve 17/2-a  maddesine göre genel ve katma bütçeli daireler, il özel idareleri, belediyeler, köyler, bunların teşkil ettikleri birlikler, üniversiteler, döner sermayeli kuruluşlar, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, siyasi partiler ve sendikalar, kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları, kamu menfaatine yararlı dernekler, tarımsal amaçlı kooperatifler ve bakanlar kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıfların; hastane, nekahathane, klinik, dispanser, prevantoryum, sanatoryum, kan bankası ve organ nakline mahsus bankalar, anıtlar, botanik ve zooloji bahçeleri, parklar ile veteriner, bakteriyoloji, seroloji ve distofajin laboratuarları gibi kuruluşlar, öğrenci veya yetiştirme yurtları, yaşlı ve sakat bakım ve huzurevleri, parasız fukara aşevleri, düşkün evleri ve yetimhaneleri işletmek veya yönetmek suretiyle ifa ettikleri kuruluş amaçlarına uygun teslim ve hizmetler ile bunlardan sağlık hizmeti sunanların teşhis ve tedaviye yönelik olarak birbirlerine yapacakları teslim ve hizmetlerkatma değer vergisinden istisnadır.
            Buna göre hastane işletmek ve yönetmek suretiyle ifa ettiğiniz kuruluş amaçlarınıza uygun teslim ve hizmetleriniz KDV den istisnadır.
            DAMGA VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN
            488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, 3 üncü maddesinde, damga vergisi mükellefinin kağıtları imza edenler olduğu, resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait kağıtların damga vergisinin kişiler tarafından ödeyeceği; 8 inci maddesinde, bu Kanunda yazılı resmi daireden maksadın, genel ve özel bütçeli idarelerle, il özel idareleri, belediyeler ve köyler olduğu, bu dairelere bağlı olup ayrı tüzel kişiliği bulunan iktisadi işletmelerin resmi daire sayılmayacağı; 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, birden fazla kişi tarafından imza edilen kağıtlara ait vergi ve cezanın tamamından imza edenlerin müteselsilen sorumlu olduğu, bunlar arasında vergiden müstesna olanların bulunmasının damga vergisinin noksan ödenmesini gerektirmeyeceği, damga vergisinden muaf kuruluşlarca kişilerin (1) sayılı tabloda yer alan işlemleriyle ilgili olarak düzenlenen ve sadece bu kurumların imzasını taşıyan kağıtlara ait verginin tamamının kişiler tarafından ödeneceği ancak bu kağıtlara ait verginin hiç ödenmemesi veya noksan ödenmesi halinde vergi ve cezanın tamamından kişilerle birlikte kurumların müteselsilen sorumlu olacağı, dördüncü fıkrasında, resmi daireler veya noterlerce düzenlenerek kişilere verilen veya dairede bırakılan ve damga vergisi hiç alınmayan veya noksan alınan kağıtların vergisinin mükelleflere cezasının düzenleyenlere ait olduğu ve beşinci fıkrasında da, vergi ve cezanın, vergi için mükelleflere rücu hakkı olmak üzere, kağıtları düzenleyenlerden alınacağı hükme bağlanmıştır.
            Mezkur Kanuna ekli (2) sayılı tablonun "I-Resmi işlerle ilgili kağıtlar" başlıklı bölümünde A/1 fıkrasında, resmi daireler arasındaki işlemleri kapsayan her türlü kağıtlarla bu dairelerin soruları üzerine kişiler tarafından yazılan cevaplar ve eklerin damga vergisinden istisna olduğu hüküm altına alınmıştır.
            Diğer taraftan, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) sayılı cetvelde sayılan "Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri" arasında yer alan Sağlık Bakanlığına bağlı bir birim olan Mengücek Gazi Devlet Hastanesi olarak ruhsatlandırılan ancak Sağlık Bakanlığı ile anılan Kanuna ekli (II) sayılı cetvelde sayılan "Özel Bütçeli İdareler" arasında yer alan Erzincan Üniversitesi arasında imzalanan protokol çerçevesinde Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak tescili yapılan Hastanenizin de 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 8 inci madde hükmü gereğince resmi daire olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
            Bu itibarla Hastaneniz ile Damga Vergisi Kanununun 8 inci maddesi kapsamında yer alan resmi daireler veya damga vergisinden muaf tutulmuş kişi ve kuruluşlar arasında düzenlenen kağıtların damga vergisine tabi tutulmaması gerekmektedir.
            Ancak Hastaneniz ile resmi daire sayılmayan veya damga vergisi muafiyeti bulunmayan kişi ve kuruluşlar arasında düzenlenen kağıtlar ile kişilerin (1) sayılı tabloda yer alan işlemleriyle ilgili olarak düzenlenen ve sadece Hastanenizin imzasını taşıyan kağıtlara ait damga vergisinin, Damga Vergisi Kanununun 3 üncü maddesi uyarınca bu kişi ve kuruluşlar tarafından ödenmesi gerekmekte olup bu kağıtlara ait verginin ödenmemesi veya noksan ödenmesi halinde ise Damga Vergisi Kanununun 24 üncü maddesi hükmü uyarınca söz konusu verginin ödenmesi bakımından Hastanenizin müteselsilen sorumluluğu bulunmaktadır.
            VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN
            Yukarıda yer verilen hüküm ve açıklamalara göre, kurumlar vergisinden muaf olması yanında kuruluş amaçlarına uygun teslim ve hizmetleri de katma değer vergisinden istisna olan Hastanenizin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca defter tutma ve belge düzenleme sorumluluğu bulunmamaktadır.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Şirketin gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüşümü esnasında sahibi olduğu taşınmazların değerlenmesi sonucunda oluşacak farkların vergi mevzuatı karşısındaki durumu hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 6-1450
25/04/2012
Konu
:
Şirketin gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüşümü esnasında sahibi olduğu taşınmazların değerlenmesi sonucunda oluşacak farkların vergi mevzuatı karşısındaki durumu.


            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Lüksemburg mukimi yeni kurulmuş bazı şirketler aracılığıyla Ankara'da bulunan .... AVM'nin belli bölümlerine sahip olan .... İşletmesi A.Ş.'nin hisse senetlerinin %90'ının iktisap edileceği, iktisap işleminin tamamlanmasının ardından şirketin bir gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüştürülmesi amacıyla Sermaye Piyasası Kuruluna başvurulacağı, dönüşüm esnasında ..... İşletmesi A.Ş.'nin sahip olduğu taşınmazların değerlenmesinin gerekeceği, dolayısıyla, oluşabilecek değerleme farkının vergi mevzuatı karşısındaki durumu hakkında Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı, Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde ise ticari kazancın tespit edilmesi sırasında da Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümlerine uyulacağı hükme bağlanmıştır.
            Aynı Kanunun 19 uncu maddesinde;
            "(1) Bu Kanunun uygulanmasında aşağıdaki şartlar dahilinde gerçekleşen birleşmeler devir hükmündedir:
            a) Birleşme sonucunda infisah eden kurum ile birleşilen kurumun kanunî veya iş merkezlerinin Türkiye'de bulunması.
            b) Münfesih kurumun devir tarihindeki bilânço değerlerinin, birleşilen kurum tarafından bir bütün halinde devralınması ve aynen bilânçosuna geçirilmesi.
            (2) Kurumların yukarıdaki şartlar dahilinde tür değiştirmeleri de devir hükmündedir.
            ......" hükmüne yer verilmiştir.
            Öte yandan, 08/11/1998 tarihli ve 23517 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Seri: VI, No: 11 Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliğin 6 ncı maddesinde, ortaklıkların, ani usulde kurulabileceği, ayrıca mevcut ortaklıkların esas sözleşmelerini Kanun ve bu Tebliğ hükümlerine uygun olarak değiştirerek, gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüşebilecekleri belirtilmiş, 9 uncu maddesinde, ani usulde kurulacak veya dönüşecek olan ortaklıkların, kuruluş veya dönüşüm işlemlerinin şekli ve esasları hakkında açıklamalar yapılmış ve 38 inci maddesinde de değerleme gerektiren işlemler belirlenmiştir.
            Anılan Tebliğde, gayrimenkul yatırım ortaklıkları, bu Tebliğ ile belirlenmiş usul ve esaslar dâhilinde, gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule dayalı haklara ve sermaye piyasası araçlarına yatırım yapabilen, belirli projeleri gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurabilen ve bu Tebliğde izin verilen diğer faaliyetlerde bulunabilen sermaye piyasası kurumları olarak tanımlanmıştır. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları, Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde yeni bir anonim şirket olarak ani usulde kurulabildikleri gibi, daha önce başka amaçla kurulmuş şirketlerin esas sözleşmelerini Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kurulunun düzenlemelerine uygun olarak değiştirerek gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüşmeleri de mümkündür. Her iki şekilde de gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kuruluşunun veya dönüşümünün Kurulca uygun görülmesi gerekmektedir. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından uygun görülmesi halinde, Sanayi ve Ticaret Bakanlığına kuruluş izni için başvurulmakta olup Bakanlığın kuruluş iznini vermesinin ardından kuruluşun ticaret siciline tescili yapılmaktadır.
            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 269 uncu maddesinde gayrimenkullerin maliyet bedeli ile değerleneceği ve gayrimenkullerin mütemmim cüzüleri ve teferruatının, tesisat ve makinelerin, gemiler ve diğer taşıtlar ile gayrimaddi hakların gayrimenkuller gibi değerleneceği hükme bağlanmıştır.
            Anılan Kanunun 5024 sayılı Kanunla yeniden düzenlenen mükerrer 298 inci maddesinde ise enflasyon düzeltmesi müessesesi ihdas edilerek yeniden değerleme uygulaması kaldırılmıştır.
            Söz konusu mükerrer 298 inci maddenin A fıkrasında; mali tablolarda yer alan parasal olmayan kıymetlerin bu madde hükümlerine göre enflasyon düzeltmesine tabi tutulacağı; enflasyon düzeltmelerinin, ilgili kıymetlere ait fark hesaplarına ve enflasyon düzeltme hesabına kaydedileceği; enflasyon düzeltmesine tâbi tutulan değerlerin elden çıkarılması halinde, bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farklarının maliyet addolunacağı, matrahın tespitinde, kanunen kabul edilmeyen giderler, istisnalar ve geçmiş yıl malî zararlarının enflasyon düzeltmesine tâbi tutulmuş tutarları ile dikkate alınacağı hüküm altına alınmıştır. Elden çıkarmaktan maksat söz konusu iktisadi kıymetlerin satış işlemi nedeniyle aktiften çıkarılmasıdır.
            Bu hüküm ve açıklamalara göre, ...... İşletmesi A.Ş.'nin Sermaye Piyasası Kuruluna başvurarak gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüştürülmesi işlemi, esas sözleşme değişikliği ile gerçekleştirileceğinden, 5520 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi çerçevesinde bir devir veya nev'i değişikliğinden söz edilemeyecektir.
            Diğer taraftan, 5024 sayılı Kanunla getirilen ve Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinde yer alan enflasyon düzeltmesi işlemi ile yeniden değerleme müessesesi kaldırılmış olup, kanun maddesinde yer alan şartları haiz olan mükellefler enflasyon düzeltmesi haricinde başka bir değerleme işlemi yapamayacaklardır. Bu nedenle, vergi kanunları haricinde herhangi bir mevzuata istinaden veya mahkeme, bilirkişi vs marifetiyle değerleme yapılması halinde bu işlemin vergi usul mevzuatı açısından değerleme işlemi olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
           Buna göre,  gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüşüm nedeniyle ilgili mevzuata göre yapılan değerlemelerden kaynaklanan olumlu veya olumsuz farkların kurum kazancına dahil edilmek suretiyle vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Tek sözleşme ile üstlenilen ayrı dekapaj işlerinden elde edilen kazançların hangi yılda beyan edileceği hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.06.16.01-120[42-12/10]-496
25/04/2012
Konu
:
Tek sözleşme ile üstlenilen ayrı dekapaj işlerinden elde edilen kazançların hangi yılda beyan edileceği.


            İlgide kayıtlı özelge talep formunda;
            - Şirketinizce ....... Kurumuna 09.10.2008 tarihli sözleşme ile taahhüt ettiğiniz ..... Müdürlüğü BY-K panosu 38.000.000 m3 dekapaj işinizin 2011 yılının Eylül ayında fiilen tamamlandığı ve işin fiilen bitirildiği,
            - İşin fiilen bitirildiği hususunun geçici kabule esas topografik ölçüm heyetince 14.11.2011 tarihinde gerekli tespit ve ölçüm yapılarak tutanağa bağlandığı,
- Ayrıca, ....... Kurumu Yönetim Kurulunun 16.08.2011 tarih ve ...... sayılı kararı ile aynı sözleşme hükümleri ve birim fiyatla yapılmak üzere firmanıza 5.700.000 m3 farklı yeni bir iş verildiği ve bu işin de 2012 yılının Mart ayında bitirildiği
            belirtilmiş ve 09.10.2008 tarihli sözleşme ile taahhüt ettiğiniz işinize ait kâr/zararın 2011 yılı kazancının tespitinde dikkate alınıp alınmayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü sorulmuştur.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinde "Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde kâr veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde gösterilir" hükmüne yer verilmiştir.
            Aynı Kanunun 44 üncü maddesinin birinci fıkrasında da, inşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarihin, diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarihin bitim tarihi olarak kabul edileceği hükme bağlanmıştır.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hakediş ödemeleri üzerinden sorumlularca vergi tevkifatı yapılacağı hüküm altına alınmış olup bu oran 2009/14594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile %3 olarak tespit edilmiştir.
            Özelge talep formunuz ekinde yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, .... Kurumuna 09.10.2008 tarihli sözleşme ile yapımını taahhüt ettiğiniz 38.000.000 m3 dekapaj yapım işi ile ilgili olarak +%20 kapsamında ilave 5.700.000 m3 dekapaj işinin ilk sözleşme hükümleri ve birim fiyatla şirketinize yaptırılmasına 16.08.2011 tarih ve ..... sayılı yönetim kurulu kararı ile karar verildiği, ilave yaptırılacak işe ilişkin karar ile sözleşmenin damga vergisinin veznelerine yatırılmasının ve teminat mektubunun kurumlarına verilmesinin istendiği, ilave iş için ayrı bir işyeri tesliminin yapıldığı, bu işle ilgili revize iş programı uygulanacağı ve ilk işin fiilen bitirildiğinin 14.11.2011 tarihinde gerekli tespit ve ölçüm yapılarak tutanağa bağlandığı anlaşılmıştır.
            Bu çerçevede, ...... Yönetim Kurulunun 16.08.2011 tarih ve ..... sayılı kararı ile şirketinize yaptırılması uygun görülen 5.700.000 m3 ilave dekapaj işinin, 09.10.2008 tarihli sözleşme ile yapımını taahhüt ettiğiniz 38.000.000 m3 dekapaj işinden bağımsız olarak ayrı bir iş olarak değerlendirilmesi ve bu işlerinize ait kazançların ayrı ayrı tespit edilerek bitirildikleri yılın kazancı olarak beyan edilmesi gerekmektedir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Organize Sanayi Bölgesine Ait Gayrimenkullerin İhale Yoluyla Kiralanması Karşılığında Yapılacak Ödemelerden Vergi Kesintisi Yapılıp Yapılmayacağı hk.

T.C.
OSMANİYE VALİLİĞİ
Defterdarlık Gelir Müdürlüğü


Sayı
:
B.07.4.DEF.0.80.10.00-080-37-2
26/04/2012
Konu
:
Organize sanayi Bölgesine ait gayrimenkullerin ihale yoluyla kiralanması karşılığında yapılacak ödemelerden vergi kesintisi yapılıp yapılmayacağı


            İlgide kayıtlı dilekçeniz ve özelge talep formunda, mülkiyeti ... Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğüne ait, 56 adet işyeri, petrol istasyonu ve sağlık istasyonunun ihale yoluyla kiraya verildiği belirtilerek, tahsil edilecek kira bedellerinden kurumlar vergisi stopajı yapılıp yapılmayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde, derneklere ait iktisadi işletmeler kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış, Kanunun 2 nci maddesinin altıncı fıkrasında ise iktisadî kamu kuruluşları ile dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmelerin kazanç amacı gütmemelerinin, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunmasının, tüzel kişiliklerinin olmamasının, bağımsız muhasebelerinin ve kendilerine ayrılmış sermayelerinin veya iş yerlerinin bulunmamasının mükellefiyetlerini etkilemeyeceği belirtilerek, mal veya hizmet bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olmasının, kâr edilmemesi veya kârın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesinin bunların iktisadî niteliğini değiştirmeyeceği ifade edilmiştir.
            Ayrıca, 03/04/2007 tarih ve 26482 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin (2.4) Dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler başlıklı bölümünde,
            "...Kazanç sağlama amacı olmasa dahi işletmenin konusunun ve faaliyetinin, her türlü mal ve hizmet satışı ya da bunlara benzer şekillerde olması ve devamlı surette yapılması durumlarında da dernek veya vakıflara ait iktisadi işletme oluştuğu kabul edilecektir.
            İktisadi işletmenin tanımı içinde yer alan ve devamlı olarak yapılan ticari, sınai veya zirai faaliyetten söz edebilmek için bu işletmenin tedavül ekonomisine katılması, başka bir ifadeyle işletmede üretilen veya alınan malların veya verilen hizmetin bir bedel karşılığı satılmış olması gerekir. Aksi halde diğer unsurlar var olsa dahi bir iktisadi işletmenin varlığından söz edilemez."
            açıklamaları yer almaktadır.
            Organize sanayi bölgeleri tüzel kişilik olarak kurumlar vergisi mükellefi olmayıp bunlara bağlı ticari, sınaî ve zirai işletmeler kurumlar vergisi mükellefidir. 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (n) bendinde sayılan faaliyetler nedeniyle oluşan iktisadi işletmeleri ise kurumlar vergisinden muaf tutulmaktadır.
            Öte yandan, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 21 inci maddesinde yer alan "OSB tüzel kişiliği, bu Kanunun uygulanması ile ilgili işlemlerde her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır." hükmü, işlemler üzerinden alınan vergi ve harçları kapsamakta olduğundan, organize sanayi bölgelerinin Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (n) bendinde belirtilen faaliyetleri dışındaki faaliyetleri nedeniyle elde edeceği gelirlerinin kurumlar vergisine tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir.
            1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "15.3.2. Taşınmazların kiralanması karşılığında yapılan kira ödemeleri" başlıklı bölümünde,
            " Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (5) numaralı bendi uyarınca, vakıflara (mazbut vakıflar hariç) ve derneklere ait taşınmazların kiralanması karşılığında, bunlara yapılan kira ödemelerinden gelir vergisi kesintisi yapılmaktadır.
            Bu kesintinin yapılmasında, kendisine kira ödemesinde bulunulan derneğin, kamuya yararlı dernek veya vakfın Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış vakıf olması önem arz etmemektedir. Başka bir deyişle, mazbut vakıflar hariç, hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm dernek veya vakıflara ödenen kira bedellerinden bu kesintinin yapılması gerekmektedir.
            Diğer taraftan, sendikalar, ticaret odaları, sanayi odaları, ticaret borsaları, esnaf odaları ve bunların birlikleri ile diğer mesleki kuruluşlara ait oda ve birlikler, siyasi partiler, emekli ve yardım sandıklarına yapılan kira ödemelerinden de gelir vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir.
            Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde sayılan kurumlar vergisi mükelleflerine (kooperatifler hariç) ait taşınmazların kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden vergi kesintisi yapılmayacaktır. Bu kurumların elde ettikleri kira gelirleri ilgili hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan edilecektir.
             Dernek veya vakıflara ait taşınmazların bir iktisadi işletme oluşturacak şekilde kiralanması halinde, oluşacak iktisadi işletme kurumlar vergisi mükellefi olduğundan elde edilen kira gelirleri üzerinden vergi kesintisi yapılmayacaktır."
            açıklamalarına yer verilmiştir.
            Bilindiği üzere, organize sanayi bölgeleri vergi uygulamalarında dernek olarak kabul edildiğinden bunlara yapılan kira ödemelerinden de gelir vergisi kesintisi yapılmakta; bunlara ait taşınmazların bir iktisadi işletme oluşturacak şekilde kiralanması halinde ise oluşacak iktisadi işletme kurumlar vergisi mükellefi olduğundan elde edilen kira gelirleri üzerinden vergi kesintisi yapılmamaktadır.
            Buna göre, mülkiyeti ... Organize Sanayi Bölgesine ait olan gayrimenkullerin kiraya verilmesi faaliyetinin, hacim ve ehemmiyet bakımından ticari nitelik arz etmesi veya ticari amaç güdülerek yapılması ya da bu kiralamanın sermaye tahsisi, iş yeri açılması, personel istihdamı, ticaret siciline kaydolmak gibi unsur ve şartlardan tümü veya bir kısmı yerine getirilmek suretiyle ticari organizasyon çerçevesinde gerçekleştirilmesi halinde Organize Sanayi Bölgesine bağlı bir iktisadi işletme söz konusu olacaktır.
            Bu çerçevede ... Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğüne ait 56 adet işyeri, petrol istasyonu ve sağlık istasyonunun ihale yoluyla kiraya verilmesi faaliyetinin hem işletme hakkının devri niteliğinde kiralamaları içermesi hem de kiralamaların ticari bir organizasyon dahilinde yapılması nedeniyle ... Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğüne kurumlar vergisi yönünden mükellefiyet tesis edilmesi gerekmektedir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan konut yapı kooperatifinin vergi kanunları karşısındaki durumu hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
BURSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Grup Müdürlüğü


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.16.16.02-300.11.159-208
26/04/2012
Konu
:
Kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan konut yapı kooperatifinin vergi kanunları karşısındaki durumu.


            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; kooperatifinizin kurumlar vergisi mükellefiyetinin bulunmadığı ve arsa tapusu ile inşaat ruhsatının kooperatifiniz adına tescilli olduğu belirtilerek, inşaatların yapımına başlayan Kooperatifinizin mal ve hizmet alımları ile banka ve diğer resmi kurumlardaki sair iş ve işlemlerinde kurumlar, katma değer ve damga vergileri ile harçlar karşısındaki durumunuz hakkında Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.
            KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:
          5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi hükmüyle kooperatifler kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış olmakla beraber aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, ana sözleşmelerinde sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması ve sadece ortaklar ile iş görülmesine (Yapı kooperatiflerinin kendilerine ait arsalarını kat karşılığı vererek her bir hisse için bir iş yeri veya konut elde etmeleri ortak dışı işlem sayılmaz.) ilişkin hükümler bulunup, bu hükümlere fiilen uyan kooperatifler ile bu kayıt ve şartlara ek olarak kuruluşundan inşaatın bitim tarihine kadar yönetim ve denetim kurullarında, söz konusu inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya Kanunun 13 üncü maddesine göre bunlarla ilişkili olduğu kabul edilen kişilere veya yukarıda sayılanlarla işçi ve işveren ilişkisi içinde bulunanlara yer vermeyen ve yapı ruhsatı ile arsa tapusu kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olan yapı kooperatiflerinin kurumlar vergisinden muaf olduğu hükme bağlanmış olup, uygulamaya ilişkin açıklamalar 1 seri nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde yapılmış bulunmaktadır.
             Buna göre; 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde belirtilen şartların taşınması halinde kurumlar vergisi muafiyetinden yararlanmanız mümkün bulunmaktadır.
            KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:
            KDV Kanununun geçici 15 inci maddesi ile 29/7/1998 tarihinden önce bina inşaat ruhsatı alınmış inşaatlara ilişkin olarak konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işleri KDV'den müstesnadır.
29/7/1998 tarihinden sonra bina inşaat ruhsatı alınmış inşaatlara ilişkin olarak "konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işleri" ise 30/12/2007 tarih ve 26742 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesine ekli (I) sayılı listenin 12 inci sırası uyarınca % 1 oranında KDV'ye tabi tutulmaktadır.
            Konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinde KDV uygulamasına ilişkin açıklamalara 49, 66 ve 106 seri nolu KDV Genel Tebliğleri ile 60 nolu KDV Sirkülerinde yer verilmiştir.
            Bu düzenlemelere göre konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinde istisna veya indirimli oran uygulanabilmesi için;
            - Kooperatifin konut yapı kooperatifi statüsünde olması,
            - İşin konut yapı kooperatifine yapılması,
            - Yapılan işin inşaat işi olması ve taahhüde dayanması,
            Şartlarının yanı sıra inşaatın yapıldığı arsanın tapu sicilinde inşaat taahhüt hizmetini alan kooperatif tüzel kişiliği veya kooperatifin bağlı olduğu üst birlik adına tescil edilmiş ve inşaat yapı ruhsatının konut yapı kooperatifine verilmiş olması da gerekmektedir.
            Bu hükümler çerçevesinde Kooperatifinizin inşaat yapı ruhsatını 29.07.1998 tarihinden sonra alması nedeniyle Kooperatifinize yukarıda belirtilen mevzuata uygun olarak ifa edilecek inşaat taahhüt işlerinin %1 oranında katma değer vergisine tabi olması gerekmektedir. Ancak Kooperatifinize inşaat işi niteliğinde olmayan veya taahhüde dayanmayan hizmet ifaları genel oranda (%18) katma değer vergisine tabi tutulacaktır.
            Öte yandan, konut yapı kooperatiflerinin üyelerine yapacakları konut teslimlerinin KDV karşısındaki durumu  113 seri nolu KDV Genel Tebliğinin A/4 bölümünde açıklanmıştır.
            DAMGA VERGİSİ VE HARÇLAR YÖNÜNDEN:
            488 sayılı Damga Vergisi Kanunun 9 uncu maddesinde, Kanuna ekli (2) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisinden müstesna olduğu hükme bağlanmış olup, söz konusu tabloda istisna edilen kağıtlar arasında konut yapı kooperatiflerinin iş ve işlemleri sayılmamıştır.
            Diğer taraftan, 492 sayılı Harçlar Kanununda konut yapı kooperatiflerine tanınmış bir istisna ya da muafiyet hükmü yer almamaktadır.
            Öte yandan; yapacağınız işlemlerin ve düzenleyeceğiniz kağıtların Damga Vergisi ve Harçlar Kanunu yönünden istisna olup olmadığı hususunun, nezdinizde böyle bir hadisenin vuku bulması ve olayla ilgili kayıt ve belgelerin de eklenmesi halinde olayın özelliği de dikkate alınarak Başkanlığımızdan görüş talep edilmesi halinde değerlendirilebileceği tabiidir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

İhraç edilen malların müşterisinin iflas etmesi nedeniyle Gümrükten çekilemeyen malların Gümrükte yakılarak imha edilmesi halinde bedelinin gider olarak yazılıp yazılamayacağı hususu ile söz konusu satışın gelirden düşülmesi halinde yüklenilen KDV’den dolayı mahsup yoluyla kullanılan KDV açısından hangi işlemlerin yapılması gerektiği hususu hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 8-1460
26/04/2012
Konu
:
İhraç edilen malların müşterisinin iflas etmesi nedeniyle Gümrükten çekilemeyen malların Gümrükte yakılarak imha edilmesi halinde bedelinin gider olarak yazılıp yazılamayacağı hususu ile söz konusu satışın gelirden düşülmesi halinde yüklenilen KDV'den dolayı mahsup yoluyla kullanılan KDV açısından hangi işlemlerin yapılması gerektiği hususu


            İlgide kayıtlı dilekçenizde, ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün ... vergi kimlik numaralı mükellefi olunduğu, 2008 yılında Belçika'ya 7.788 Euro'luk tekstil ürünleri ihracatı yapıldığı, ancak satılan malların müşterisinin iflas etmesi nedeniyle malların Belçika Gümrüğünden çekilemediği ve Belçika Gümrüğünde yakılarak imha edildiği, istemeniz halinde bu malların imha edildiği ile ilgili olarak Belçika Gümrüğünce tarafınıza evrak verileceği, 2008 yılında satışlarınızda gösterdiğiniz ve yüklenilen KDV'sini mahsup yoluyla kullandığınız bu malların imha edilmesi sebebiyle bedelinin yurt dışından gelemeyeceği belirtilerek 2008 yılında gelir yazdığınız bu satışı kurum kazancının tespitinde gider olarak gösterip gösteremeyeceğiniz ile söz konusu satışı gelirinizden düşmeniz halinde 2008 yılında yüklenilen KDV'den dolayı mahsup yoluyla kullandığınız KDV açısından yapmanız gerekenler hususlarında bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.
            Kurumlar Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunu Yönünden;
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı; ikinci fıkrasında ise safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
            Bu hüküm uyarınca tespit edilecek kurum kazancından Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.
            Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 278 inci maddesinde "Yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vaki olan emtia ile maliyetlerin hesaplanması mutad olmayan hurdalar ve döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartalar emsal bedeli ile değerlenir." hükmü yer almaktadır.
            Bu hükme göre, emtianın kıymeti düşen mal olarak emsal bedeli ile değerlenebilmesi için iktisadi kıymetinde önemli bir azalışın yangın, deprem, su basması gibi tabi afete veya bozulma, çürüme, kırılma, çatlama, paslanma gibi haller nedeniyle olması gerekmektedir.
            Aynı Kanunun 267 nci maddesinde yer alan hükme göre emsal bedel, ortalama fiyat esası ve maliyet bedeli esasına göre belli edilememesi halinde, ilgililerin müracaatları üzerine takdir esasıyla belirleneceği belirtilmekte ve bu değerlemenin, Kanunun 72 nci maddesinde belirtilen takdir komisyonları marifetiyle yapılacağı hüküm altına alınmaktadır. Kanunun 75 inci maddesindeki hüküm uyarınca takdir komisyonlarının servetleri, sınaî hakları ve telif haklarını, imtiyazları, madenleri, mücevheratı, eski eserleri ve sanat eserlerini değerlemede bilirkişilerden yararlanabilme imkânları bulunmaktadır
            Bu hüküm ve açıklamalara göre, Şirketiniz tarafından Belçika'ya ihraç edilen ve müşterinizin iflas etmesi nedeniyle Belçika Gümrüğünden alınamayarak Belçika Gümrüğü yetkililerince yakılmak suretiyle imha edilen tekstil ürünlerinin maliyet bedellerinin, söz konusu ürünlerin Belçika Gümrüğü tarafından imha edildiğine ilişkin bu ülke mevzuatına göre düzenlenen belgeler esas alınmak  suretiyle takdir komisyonu tarafından verilecek karara istinaden  kurum kazancının tespitinde gider olarak yazılması mümkün bulunmaktadır.
            Diğer taraftan, söz konusu malların mülkiyetinin karşı tarafa geçmiş veya bedellerinin Şirketinizce tahsil edilmiş olması halinde Belçika Gümrüğü yetkililerince yakılmak suretiyle imha edilen tekstil ürünlerinin maliyet bedellerinin gider olarak dikkate alınamayacağı tabiidir.
            Katma Değer Vergisi Yönünden;
            Katma Değer Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca her türlü mal ve hizmet ihracatı katma değer vergisinden istisna edilmiştir. Aynı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasında ise bir teslimin ihracat teslimi sayılabilmesi için;
            -Teslimin yurt dışındaki bir müşteriye yapılması,
            -Teslim konusu malın Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesinden çıkarak bir dış ülkeye vasıl olması,
            gerektiği hükme bağlanmıştır.
            Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 11 inci maddesine ilişkin yayımlanan 84 seri no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinde de açıklandığı üzere ihracatın tevsiki gümrük beyannamesi ve satış faturaları vasıtasıyla yapılmaktadır.
            Bu itibarla, Şirketiniz tarafından yurt dışındaki müşteriye teslim edilmek üzere gönderilen ve gümrük beyannamesiyle Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesinden çıktığı tevsik edilen tekstil ürünlerinin alıcıya tesliminden önce zayi olması durumunda, söz konusu malların zayi olduğunun sigorta işlemleri ile kanıtlanması ve taahhüt hesaplarının da Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından kapatılmış olması şartıyla, bu işlemlerin ihracat istisnası kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmaktadır.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

İtalya'da mukim şirkete ödenecek kar payının vergilendirilmesi.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 30-1459
26/04/2012
Konu
:
İtalya'da mukim şirkete ödenecek kar payının vergilendirilmesi.


            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün ...  vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, şirketinizin sermayesinin % 79'unun İtalya'da mukim ... unvanlı şirkete ait olduğu, şirketinizce kar payı dağıtılmasının planlandığı belirtilerek, ilgili ülkeyle yapılan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının da dikkate alınarak, yabancı ortağa yapılacak kar dağıtımında hangi oranda gelir vergisi tevkifatı yapılacağı, şirketiniz tüzel kişi ortağı İtalyan şirketinin Türkiye'de bir işyeri açması ve kar payını bu işyeri vasıtasıyla elde etmesi halinde İtalyan şirketine yapılacak kar dağıtımına bağlı olarak stopaj yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa oranı, İtalyan şirketinin Türkiye'deki işyerinin kar payı üzerinden kurumlar vergisi ödeyip ödemeyeceği, bu kar payının İtalya'ya transfer edilmesi aşamasında Türkiye'deki işyeri bünyesinde transfere bağlı olarak stopaj yapılıp yapılmayacağı yapılacaksa oranın ne olacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi  Kanununun "Tam ve Dar Mükellefiyet" başlıklı 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; "Dar mükellefiyet: Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanunî ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye'de bulunmayanlar, sadece Türkiye'de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilirler." hükmüne yer verilmiştir.
            Aynı Kanunun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında, tam mükellef kurumlar tarafından, Türkiye'de bir iş yeri veya daimî temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç olmak üzere dar mükellef kurumlara veya kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan (Kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.) ve Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde sayılan kâr payları üzerinden bu Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca vergi kesintisine tâbi tutulan kazançlar hariç olmak üzere (2009/14593 sayılı BKK ile) % 15 oranında kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı  hüküm altına alınmıştır.
             Öte yandan, "Türkiye Cumhuriyeti ile İtalya Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması" 01.01.1994 tarihinden itibaren uygulanmaktadır.
            Şirketinizin % 79 pay sahibi ortağı olduğunu belirttiğiniz İtalya mukimi "... S.p.A şirketinin, şirketiniz nezdinde sahip olduğu hisseler nedeniyle elde ettiği kar payı gelirlerinin vergilendirilmesinin anılan Anlaşmanın "Temettüler"i düzenleyen 10 uncu maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
            Söz konusu Anlaşmanın 10 uncu maddesinde;
              1. Bir Akit Devletin mukimi olan bir şirket tarafından diğer Akit Devletin bir mukimine ödenen temettüler, bu diğer Devlette vergilendirilebilir.
            2. Bununla beraber sözkonusu temettüler, ödemeyi yapan şirketin mukimi olduğu Akit Devletçe de kendi mevzuatına göre vergilendirilebilir; ancak temettü elde eden kişi temettünün gerçek lehdarı ise bu şekilde alınacak vergi gayrisafi temettü tutarının yüzde % 15'ini aşamaz.
            3. Bu maddede kullanılan "temettü" terimi, hisse senetlerinden, intifa senetlerinden veya intifa haklarından, kurucu hisse senetlerinden veya diğer haklardan veya alacak niteliğinde olmayıp kazanca katılmayı sağlayan diğer haklardan elde edilen gelirleri, bunun yanısıra dağıtımı yapan şirketin mukimi olduğu Devletin mevzuatına göre, vergileme yönünden hisse senetlerinden elde edilen gelirle aynı muameleyi gören diğer kurum haklarından elde edilen gelirleri kapsar.
            ...
            5. Bir Akit devlet mukimi olan gerçek temettü lehdarı, temettüyü ödeyen şirketin mukim olarak bulunduğu diğer Akit devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunursa veya bu diğer Devlette bir sabit yeri kullanarak serbest meslek faaliyeti icra ederse ve sözkonusu temettü elde ediş olayı ile bu işyerinin ya da sabit yerin arasında etkin bir bağ bulunmaktaysa, 1 nci ve 2 nci fıkra hükümleri uygulama dışı kalacaktır. Bu durumda temettüler, bu diğer Akit Devlette, bu Devletin mevzuatına göre vergilendirebilir.
            ...   "
            hükümlerine yer verilmiştir.
            Buna göre, % 79 pay sahibi İtalya mukimi ortağınıza dağıtılacak kar payları üzerinden, gayrisafi temettü tutarının % 15'ini aşmamak üzere Türkiye'nin de vergi alma hakkı bulunmaktadır. Türkiye'de yapılacak vergilemede iç mevzuat hükümlerimiz esas alınacak olup iç mevzuattaki oranın daha düşük olması halinde ise bu oranın uygulanacağı tabidir.
            Türkiye tarafından bu şekilde alınacak vergi, Anlaşmanın "Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi" başlıklı 23 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca, İtalya'da mahsup edilebilecektir.
            Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmesi için söz konusu İtalya mukimi şirketin İtalya'da tam mükellef olduğunun ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiğinin İtalya yetkili makamlarından alınacak bir belge ile kanıtlanması ve bu belgenin aslı ile birlikte Noterce veya İtalya'daki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilmiş Türkçe tercümesinin bir örneğinin vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz edilmesi gerekmektedir.
            Diğer taraftan, 28.08.2010 tarih ve 27686 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Mükelleflerin İzahat Taleplerinin Cevaplandırılmasına Dair Yönetmelik" ile mükellef ve vergi sorumlularının izahat talebinde bulunmaları üzerine idarenin vereceği yazılı cevaplara (özelgelere) ilişkin, müracaatın nereye yapılacağı, yetkili makamın neresi olduğu, özelge talebinin hangi konuları kapsadığı gibi hususlara açıklık getirilmiş olup, söz konusu Yönetmeliğin "Özelge talebinin kapsamı" başlıklı 8 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında;
             "(1) Özelge, mükelleflerin ve vergi sorumlularının vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından müphem ve tereddüdü mucip gördükleri hususlar hakkındaki izahat taleplerine ilişkin olarak verilir.
            (2) Mükelleflerin aşağıdaki başvuruları özelge kapsamında değerlendirilmez:
            a) Başkalarının vergi durumları hakkında bilgi ve izahat talepleri.
            ...
            ç) Somut bir olaya dayanmayan, teorik hususlara ilişkin bilgi ve izahat talepleri.
            ..."
             hükümleri yer almaktadır.
            Bu hükümler doğrultusunda, izahat talep ettiğiniz ancak özelge kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmayan hususlara ilişkin olarak Başkanlığımız görüşü açıklanmamıştır.
           Bilgi edinilmesini rica ederim.