Arşivde Bulunan Özelge Sayısı: 4067



ÖZELGE ARA

ÖZELGE ARA

Kooperatife ait arsanın satılması durumunda vergilendirmenin nasıl yapılacağı hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.34.19.02-105[229-2012/VUK-1- . . .]--1833
08/06/2012
Konu
:
Kooperatife ait arsanın satılması durumunda vergilendirmenin nasıl yapılacağı.


            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, kooperatifinizin 27/10/1997 tarihinde satın aldığı İstanbul İli, ... İlçesi, ... Ada, ... Parsel sayılı taşınmazı imar izni olmaması nedeniyle 26/01/2011 tarihinde sattığı belirtilerek, arsa satışından elde edilen gelirin kurum geçici vergi ve kurumlar vergisine tabi olup olmadığı, satılan arsa için enflasyon düzeltmesi yapılıp yapılmayacağı, arsa satın alınırken ödenen harç, emlak vergileri, satıcıya yapılan komisyon ödemesi, tapu harcı gibi giderlerin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı, kooperatifinizin kuruluşundan bugüne kadar yapılan genel giderleri vergi matrahının belirlenmesinde hesaba katılıp katılmayacağı, kooperatifinizce üyeleriniz adına yapılacak ödemeler üzerinden gelir vergisi kesintisi yapılıp yapılamayacağı, bu satıştan dolayı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinde yer alan taşınmaz satış istisnasından yararlanıp yararlanılamayacağı ve üyelerinize yapılacak ödemelerin vergilendirilmesi durumunda vergi matrahınızın tespiti sırasında üyeleriniz tarafından kooperatifinize daha önce ödenen aidatların üyelerinize yapacağınız ödemelerden mahsup edilip edilemeyeceği konusunda Başkanlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır.
            Başkanlığımız kayıtlarının incelenmesinden 01/01/1996 tarihinden itibaren kurumlar vergisi mükellefi olduğunuz görülmektedir.
             A) Kurumlar Vergisi Kanunu Yönünden:
             5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi hükmüyle kooperatifler kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış olup aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, belirli şartlarla kooperatiflerinin kurumlar vergisinden muaf olduğu hüküm altına alınmıştır.
            Aynı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde ise kooperatif ortaklarının yönetim gideri karşılığı olarak ödedikleri paralardan harcanmayarak iade edilen kısımlar için hesaplanan risturnların ortaklara dağıtımının kâr dağıtımı sayılmayacağı hükme bağlanmıştır.
            1 Seri No'lu Tebliğinin "5.11.1. Yönetim gideri karşılığı olarak ödenen paralardan harcanmayarak ortaklara dağıtılan kısımlar" başlıklı bölümünde de, "Bütün kooperatifler için ortakların yönetim gideri karşılığı olarak ödedikleri paralardan harcanmayarak ortaklara iade edilen kısımlar, risturn istisnasından yararlanacaktır. Yönetim gideri olarak ödenen paraların risturn sayılabilmesi için kooperatif tarafından üyelere iade edilmesi gerekmektedir. İade nakden olabileceği gibi hesaben de olabilir." açıklamasına yer verilmiştir.
            5520 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde; safi kazancın tespitinde ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin indirilebileceği belirtildikten sonra aynı maddenin (6) numaralı bendinde de, işletme ile ilgili olmak şartıyla; bina, arazi, gider, istihlak, damga, belediye vergileri, harçlar ve kaydiyeler gibi ayni vergi, resim ve harçların indirilebileceği hükmüne yer verilmiştir.
            Aynı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında da, geçmiş yıl zararlarının; kurumlar vergisi beyannamesinde her yıla ilişkin tutarlar ayrı ayrı gösterilmek ve beş yıldan fazla nakledilmemek şartıyla kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
            Yine aynı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75'lik kısmı kurumlar vergisinden istisna tutulmuştur. Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır.
            Ayrıca, 1 Seri No'lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "5.6.2.3.4.1. Kooperatiflerin durumu" başlıklı bölümünde, yapı kooperatiflerinin de önceki bölümlerde yapılan açıklamalar çerçevesinde söz konusu istisnadan yararlanabilmesinin mümkün olduğu, ancak, istisna edilen kazancın özel bir fon hesabında tutulması, hiç bir şekilde ortaklara dağıtılmayarak kooperatif amaçlan doğrultusunda kullanılması gerektiği belirtilmiştir.
            Diğer taraftan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin birinci fıkrasında menkul sermaye iradının tanımı yapılmış olup ikinci fıkrasının (2) numaralı bendinde ise iştirak hisselerinden doğan kazançların (Limited şirket ortaklarının, iş ortaklıkları ortaklarının ve komanditerlerin kâr payları ile kooperatiflerin dağıttıkları kazançlar bu zümreye dahildir. Kooperatiflerin ortakları ile yaptıkları muamelelerden doğan kârların ortaklara, kooperatifle yaptıkları muameleler nispetinde tevzii, kazanç dağıtımı sayılmaz.) menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiş olup, 94 üncü maddenin birinci fıkrasının (6/b-i) bendinde ise; tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve gelir vergisinden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kar paylarından (kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.) %15 oranında vergi kesintisi yapılacağı hükmüne yer verilmiştir.
            Yukarıdaki hüküm ve açıklamalara göre,
            - Kooperatifiniz tarafından yapılmış olan Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde sayılan harcamaların, yapıldıkları dönemler itibarıyla kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün olup ilgili dönemde gelir bulunmaması nedeniyle oluşan zararların da geçmiş yıl zararı olarak beş yıldan fazla nakledilmemek ve izleyen yılların kurumlar vergisi beyannamesinde her yıla ilişkin tutarlar ayrı ayrı gösterilmek şartıyla indirim konusu yapılabileceği, söz konusu giderlerin arsanın satışının yapıldığı yılda indirilmesinin söz konusu olmayacağı tabiidir.
            - Kooperatifinizce varsa arsa satışı için yapılan giderlerin arsa satışından elde edilen kazancın tespitinde dikkate alınması mümkün olacaktır.
            - Kooperatifinizin aktifinde iki yıldan fazla süreyle bulunan taşınmazın satışından elde edilen kazancın; özel bir fon hesabında tutulması, hiç bir şekilde ortaklara dağıtılmayarak kooperatif amaçları doğrultusunda kullanılması ve 5520 sayılı Kanunun 5/1-e maddesinde yer alan diğer şartların da sağlanması halinde % 75'i kurumlar vergisinden istisna edilebilecektir. Ancak, istisnaya konu kazancın kooperatif ortaklarına dağıtılması, satışın yapıldığı yılı izleyen beş yıl içinde fon hesabından başka bir hesaba (sermayeye ilave hariç) nakledilmesi, işletmeden çekilmesi, bu süre içinde tasfiyeye girilmesi halinde, anılan istisna hükmünden yararlanılamayacak olup satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin de ziyaa uğrayacağı tabiidir.
            - Kooperatifinize ait taşınmaz satışından doğan kazanç ile varsa diğer kazançlarınızın ortaklara dağıtılması halinde dağıtım esnasında Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının 6/b-(i) alt bendi uyarınca %15 oranında gelir vergisi kesintisi yapılması ve muhtasar beyanname ile beyan edilmesi gerekmekte olup dağıtılan kâr paylarının kooperatifiniz ortakları açısından Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesi gereğince menkul sermaye iradı sayılarak, ortaklar tarafından elde elde edilen menkul sermaye iradı mahiyetindeki bu gelirlerin, Gelir Vergisi Kanununun 22/2 nci maddesi uyarınca yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutarın ilgili yıl için belirlenen beyan haddini aşması halinde ortaklar tarafından da beyan edilmesi gerekmektedir.
            - Üyeleriniz tarafından Kooperatifinize ödenmiş olan aidatlardan harcanmayıp üyelerinize geri iade edilen aidatlar ise risturn olarak kabul edildiğinden bu tutarlar üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılmayacaktır.
              B) Vergi Usul Kanunu Yönünden:
             213 sayılı Vergi Usul Kanununun 262 nci maddesinde; "Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin arttırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade eder.", 269 uncu maddesinde ise; "İktisadi işletmelere dahil bilumum gayrimenkuller maliyet bedelleri ile değerlenir..." hükmüne yer verilmiştir.
            Aynı Kanunun 5024 sayılı Kanunla değişik mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasında enflasyon düzeltmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.
            Söz konusu Kanuna eklenen Geçici 25 inci maddede ise, mükelleflerin 31/12/2003 tarihli bilançolarını bu madde hükmüne göre, anılan maddede hüküm bulunmayan hallerde Vergi Usul Kanununun 5024 sayılı Kanunla değişik mükerrer 298 inci maddesinde yer alan hükümlere göre düzeltecekleri hükme bağlanmıştır. Aynı geçici maddenin (j) bendinde, 2004 yılı hesap döneminden itibaren ilk defa bilanço esasına geçen mükelleflerin bu maddede yer alan esaslara göre düzeltme yapacakları hüküm altına alınmıştır.
            Buna göre, kurumlar vergisi mükellefi olan kooperatifinizin bilançosunun anılan Kanunun geçici 25 inci maddesine göre, şartların oluşması halinde de mükerrer 298 inci maddesine göre düzeltilmesi gerekmektedir.
            Mezkur maddenin (l) bendinde ise "Bu madde uyarınca düzeltilen kalemlerin elden çıkarılması halinde, bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farkları maliyet bedeli addolunur. Şu kadar ki, amortismana tâbi olmayan kıymetlerin düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması halinde, düzeltilmiş değerle düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden zarar, gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmaz." hükmü yer almaktadır.
            Enflasyon düzeltmesine tâbi tutulan değerlerin elden çıkarılması halinde, bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farklarının maliyet addolunacağı hükmü, aynı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin A fıkrasının 5 numaralı bendinde de yer almaktadır.
            Bu durumda, 1996 yılından itibaren mükellef olan kooperatifinizin 27/10/1997 tarihinde satın aldığı arsa için 2003 ve 2004 yıllarında enflasyon düzeltmesi yapmış olması gerektiğinden, söz konusu arsayı elden çıkarmanız durumunda da buna ilişkin enflasyon düzeltme farkını arsanın maliyetine eklemeniz mümkün bulunmaktadır.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun denetimine tabi olan şirketin iştirak hisselerinin devir tarihi hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 5-1412
19/04/2012
Konu
:
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun denetimine tabi olan şirketin iştirak hisselerinin devir tarihi hk.


            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, ..... Vergi Dairesi Müdürlüğünün ..... vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, ....... Elektrik Üretim Ltd. Şti.'nin 599.999 adet hissesine isabet eden sermaye payınızın Türkiye'de yerleşik bir anonim şirkete devri amacıyla 06/07/2011 tarihinde hisse devir sözleşmesi imzaladığınız ve sözleşmenin noterce tasdik edildiği belirtilerek, bu iştirakin olması ve dolayısıyla noter tasdikli sözleşmeyle satışı yapılan iştirak hisseleri devrinin Kurulun onayına tabi olması nedeniyle söz konusu iştirak hisselerinin elden çıkarma tarihi olarak hangi tarihin esas alınacağı hususunda Başkanlığımız görüşünün bildirilmesi istenilmektedir.
             5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75'lik kısmı kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Anılan bentte,
            "...
            Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır. (Taşınmazların kaynak kuruluşlarca kira sertifikası ihracı amacıyla varlık kiralama şirketlerine satışı ile bu varlıkların varlık kiralama şirketlerince taşınmazın devralındığı kuruma satışından doğan kazançlar için bu oran %100 olarak uygulanır ve bu taşınmazlar için en az iki tam yıl süreyle aktifte bulunma şartı aranmaz.)
            İstisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen ya da dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılan kısım için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır. Aynı süre içinde işletmenin tasfiyesi (bu Kanuna göre yapılan devir ve bölünmeler hariç) halinde de bu hüküm uygulanır.
            Bedelsiz olarak veya rüçhan hakkı kullanılmak suretiyle itibarî değeriyle elde edilen hisse senetlerinin elde edilme tarihi olarak, sahip olunan eski hisse senetlerinin elde edilme tarihi esas alınır.
            Devir veya bölünme suretiyle devralınan taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının satışında iki yıllık sürenin hesabında, devir olunan veya bölünen kurumda geçen süreler de dikkate alınır.
            Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır."
            hükmüne yer verilmiştir.
            6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 520 nci maddesinde ise limited şirketlerde devre ilişkin olarak,
            "Bir payın devri, şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartiyle hüküm ifade eder.
            Devir hususunun pay defterine kaydedilebilmesi için, ortaklardan en az dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az dörtte üçüne sahip olması şarttır.
            Ortağın koymayı taahhüt ettiği sermaye ayın ise, payını şirketin kuruluşunu takip eden üç yıl içinde başkasına devredemez.
            Şirket mukavelesi payların devrini yasak edebileceği gibi yukarıki fıkralarda derpiş edilenlerden daha ağır şartlara da bağlı tutabilir.
            Payın devri veya devir vadi hakkındaki mukavele yazılı şekilde yapılmış  ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi, hüküm ifade etmez."
            hükmü yer almaktadır.
            Öte yandan, 04/08/2002 tarih ve 24836 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinin 15 inci maddesinin altıncı fıkrasında, lisans sahibi bir tüzel kişinin lisansı kapsamındaki üretim tesisini, Kurul onayı almak kaydıyla satış, devir veya diğer bir düzenleme ile lisans kapsamındaki faaliyete devam etmek isteyen bir diğer tüzel kişiye devredebileceği, bu suretle üretim tesisini devralacak tüzel kişinin, devir işlemi gerçekleşmeden önce Kurumdan lisans almasının zorunlu olduğu, üretim tesisini devralan tüzel kişinin lisansının, devir işlemlerinin tamamlanması ve eski lisansın sona ermesi ile yürürlüğe gireceği ifade edilmiştir.
            Bu düzenlemeler uyarınca, sahip olduğunuz .......Elektrik Üretim Ltd. Şti.'ne ait iştirak paylarının bir anonim şirkete devrinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun devre onay vermesi şartıyla, söz konusu hissenin devri ile ilgili hisse devri sözleşmesinde bir tarih öngörülmüş ise bu tarih, böyle bir tarih öngörülmemiş ise sözleşmesinin düzenlendiği tarih itibariyle devir gerçekleşmiş olacaktır.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Tedavi aşamasında alınan tedavi ücretlerinin gelir kaydı,KDV,belge düzeni hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANTALYA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
MÜKELLEF HİZMETLERİ GELİR GRUP MÜDÜRLÜĞÜ


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.07.16.01-KVK.ÖZ.2010.61.-400
15/08/2012
Konu
:
Tedavi aşamasında alınan tedavi ücretlerinin gelir kaydı,KDV,belge düzeni.


            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda;
- Ortodontik tedavilerin genellikle 7-16 yaş grubu çocuklarda uygulandığını, tedavi süresinin oniki ile otuz ay sürebildiğini, tedavi ücretinin başlangıçta ve en uzun 4-6 ay içinde tahsil edildiğini, ödenen her ücretin anında faturalandırıldığını ve KDV beyannamesinde gösterildiğini, sevkli hastalara da aynı uygulama yapıldığını,
- Ancak, sevkli hastaların kurumlarının, tedavinin tamamlandığı aşamadaki faturaları kabul ettiğini, önceki faturaları kabul etmediğini, bu nedenle sevkli hastaların talebi üzerine yeniden fatura düzenlemek zorunda kaldığınızı ve mükerrer katma değer vergisi ve kurumlar vergisi beyan edip ödediğinizi
            belirtmiş olup konu ile ilgili Başkanlığımız görüşü sorulmuştur.            
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanunun 229 uncu maddesinde; faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu belirtilmiş, 231 inci maddesinin 5 inci fıkrasında ise; faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Gelir Vergisi Kanununun "Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti" başlıklı 38 inci maddesinde ise; bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükme bağlanmıştır.
Ticari kazancın tespitinde iki temel ilke geçerlidir. Bunlar "dönemsellik" ve "tahakkuk esası" ilkeleridir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Bu esas dikkate alındığında bir gelir unsurunun, özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.
Buna göre; hastalarınıza verilen hizmetlerin bedelinin, tahakkuk ettiği tarih itibariyle kurum kazancına dahil edilmesi gerekmektedir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;         
- 1/1 maddesinde, Türkiye'de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV'ye tabi olduğu,
            - 10/a maddesinde, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması anında; 10/b maddesinde, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi anında vergiyi doğuran olayın meydana geldiği
hükme bağlanmıştır.
Bu çerçevede; sağlık hizmetinde KDV'yi doğuran olay hizmetin ifası ile meydana geldiğinden, hizmet ifa edildiğinde hizmet bedeli üzerinden KDV hesaplanarak beyan edilecektir. Söz konusu hizmetin ifasından önce fatura ve benzeri belge düzenlenmesi durumunda, Kanunun 10/b maddesi gereğince bu belgede gösterilen tutar üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.
Öte yandan, Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinde; vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği hükme bağlanmıştır.
Konuyla ilgili olarak Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünden 23.12.2010 tarih ve 3582 sayılı yazımızla bilgi istenilmiş olup, adı geçen Müdürlükten alınan 10.01.2011 tarih ve 168029 sayılı cevabi yazıda; sözleşmesiz sağlık hizmet sunucusuna sevki yapılan sigortalıların ödeme işlemlerinin yapılabilmesi için; 2010/41 sayılı genelgeleri A sevk işlemleri 4. madde ve B ödeme işlemleri 1. maddelerinde belirtildiği üzere tedavinin tamamlanmış olmasının esas olduğu, bir veya daha fazla fatura kesilmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı, ancak sigortalı hastaların tedavi giderlerinin, kendilerine iadesinin genelge ve Sağlık Uygulama Tebliğine göre tedavi bitiminde yapılabildiği belirtilmiştir.
Dolayısıyla, daha önce faturası kesilmiş olan hizmetlere yönelik olarak Sosyal Güvenlik Kurumunun uygulamaları nedeniyle tekrar düzenlenmesi gereken faturalarda, önceki fatura veya faturaların tarih, seri ve sıra numarasının yazılarak bu faturalara atıfta bulunulması ve yeni faturanın, önceden verilen ve faturası kesilen hizmete yönelik olduğunun tereddüde mahal bırakmayacak şekilde diğer kanaat verici vesikalarla tevsik edilebilmesi şartıyla, bu faturalarda KDV hesaplanmaması ve faturada gösterilen tutarların kurum kazancına dahil edilmemesi mümkündür.
Bilgi edinilmesini rica ederim.

Taşınmazın şirketin aktifinde iki yıl kullanılmasının tespiti hk.

T.C.
AMASYA VALİLİĞİ
Defterdarlık Gelir Müdürlüğü


Sayı
:
B.07.4.DEF.0.05.10.00-2011/KVK-5/-38
15/08/2012
Konu
:
Taşınmazın şirketin aktifinde iki yıl kullanılmasının tespiti


             İlgide kayıtlı Özelge Talep Formunda, Şirketinizin ...... Organize Sanayi Bölgesinde 16.12.2005 tarihinde firmanıza bedelsiz tahsis edilen arsaya 20.09.2006 tarihli inşaat ruhsatı ile fabrika inşaatına başlamış oduğu, 31.03.2008 tarihinde inşaatın kısmen tamamlandığı, tamamlanan kısım için yapı ruhsatı, işletme ve çalışma belgleri alınarak imalata başlandığı, 25.07.2008 tarihinde taşınmazın tapusunun alındığı, inşaatın başlangıç tarihinden itibaren muhasebe kayıtlarında "Yapılmakta Olan Yatırımlar" hesabında izlendiği, daha sonra inşaatın kalan kısmının durdurulduğu, 2009 yılı başında inşaatın devam etmeyeceği kararı verildiğinden bu maliyetin "Binalar" hesabına aktarıldığı belirtilerek, bu binanın satış işlemi ile ilgili olarak;  5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-e bendi ve 3065 sayılı KDV Kanununun 17/4-r bendi uygulaması bakımından aktifleştirme tarihi konusunda tereddüt hasıl olduğundan Defterdarlığımızdan bilgi istenilmektedir.
            I-KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75'lik kısmı maddede belirtilen şartlar çerçevesinde kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.
            Konuyla ilgili olarak 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "5.6.2.2.1 Taşınmazlar" başlıklı bölümünde;
            "Elden çıkarılacak taşınmazlardan doğacak kazancın, bu istisna uygulamasına konu olabilmesi için taşınmazın Türk Medeni Kanununun 705 inci maddesi gereğince kurum adına tapuya tescil edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenle, ilgili kurum adına tapuya tescili yapılmamış bir binanın satışından doğan kazanca bu istisna uygulanmayacaktır.
            Fiiliyatta cins tashihinin kurum adına tapuya tescilinin yapılmasında çeşitli nedenlerle gecikmeler olabilmektedir. Bu gibi durumlarda, taşınmazın işletme aktifinde iki yıl süreyle bulunup bulunmadığının, tespitinde, işletmede iki yıldan fazla süreyle sahip olunarak fiilen kullanıldığının, yapı inşaatı ruhsatı, vergi dairesi tespiti veya resmi kurum kayıtlarından birisi ile tevsik edilebilmesi mümkün olabilecektir.
             Örneğin; organize sanayi bölgeleri tarafından verilen tahsis belgesine istinaden veya çeşitli nedenlerle iki yıldan fazla süreyle fiilen kullanılan ancak, tapuda kurum adına henüz tescil edilmemiş bir taşınmazın tahsis belgesine dayanılarak veya zilyetliğin devri suretiyle satılması durumunda bir taşınmaz satışından bahsedilemeyeceğinden istisna uygulanmayacak, ancak, iki tam yıl kullanıldığı yukarıda yer alan açıklamalar çerçevesinde tevsik edilen taşınmazın tapuda kurum adına tescil edildikten sonra satılması halinde, satıştan elde edilen kazançlar bu istisna kapsamında değerlendirilecektir."
            açıklamalarına yer verilmiştir.
          ..... Vergi Dairesi Müdürlüğünce düzenlenen 30.07.2010 tarihli tutanakla; söz konusu binanın 31.03.2008 tarihinden itibaren şirketinizce fiilen fabrika binası olarak kullanılmaya başlanıldığının tutanak eki Yapı Kullanma İzin Belgesinden anlaşıldığı, ancak tutanak tanzim tarihi itibariyle cins tashihinin yaptırılmadığı tespit edilmiştir.
            Buna göre,  söz konusu binanın tapuda kurum adına tescil edildikten sonra satılması halinde, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı istisnadan yararlanılabilmesi için maddede yazılı "iki tam yıl süre ile aktifte bulundurma" şartının uygulanmasında, iki yıllık sürenin başlangıcı olarak fabrika binasının fiilen kullanıldığının tespit edildiği 31.03.2008 tarihinin esas alınması gerekmektedir.
            II-KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN
            3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-r maddesinde, kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin katma değer vergisinden istisna olduğu hükme bağlanmıştır.
            Yine aynı Kanunun 8/2 maddesinde vergiye tabi bir işlem sözkonusu olmadığı veya katma değer vergisini fatura veya benzeri vesikalarda göstermeye hakkı bulunmadığı halde; düzenlediği bu tür vesikalarda katma değer vergisi gösterenlerin, bu vergiyi ödemekle mükellef oldukları hüküm altına alınmıştır.
            Yukarıdaki hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kurumların aktiflerinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde bulunan ancak çeşitli nedenlerle tapuya tescilin geç yapıldığı durumlarda fiilen iki yıldan fazla süreyle sahip olunduğu, yapı ruhsatı, vergi dairesi tespiti veya resmi kurum kayıtlarından birisi ile tevsik edilen gayrimenkullerin tesliminde de Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-r maddesinde yer alan istisnanın uygulanması mümkün bulunmaktadır. Diğer taraftan katma değer vergisinden istisna söz konusu satışta düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda katma değer vergisinin gösterilmesi halinde KDV Kanununun 8/2 maddesi gereği  vergi dairesine beyan edilip ödenmesi gerekmektedir. Ödemenin zamanında yapılmaması veya hiç beyan edilmemesi durumunda gerekli kanuni müeyyidelerin uygulanacağı tabiidir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Yurt dışında verilen hizmet karşılığında yapılan ödemelerden kesilen vergilerin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.34.16.01-125[33-2012/46]-2593
15/08/2012
Konu
:
Yurt dışında verilen hizmet karşılığında yapılan ödemelerden kesilen vergilerin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı.


            İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ekli dilekçede, ...... Vergi Dairesi Müdürlüğünün ....... vergi kimlik numaralı Kurumlar Vergisi mükellefi olduğunuz, şirketinizin Azerbaycan mukimi bulunan bir firmaya cep telefonu operatörleri ile entegrasyon bağlantısı için teknik destek, yapılan projelere istinaden alt yapı değişiklikleri, proje yönetimi, değerlendirilmesi, tasarımı ve analizi ile yapılan proje ile ilgili olarak  her ay verilen destek ve proje uygulama alanında test hizmeti verdiğinizi ve vermiş olduğunuz hizmet karşılığında fatura düzenlediğinizi belirterek, söz konusu kesilen faturaya istinaden Azerbaycan firması tarafından şirketiniz adına adı geçen ülkede ödenen %10 stopaj vergisinin Geçici Vergi ve Kurumlar Vergisinden mahsup yapılıp yapılamayacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde kurumlar vergisine tabi kurumlar sayılmış olup, aynı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında; Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni veya iş merkezi Türkiye'de bulunanların, gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirileceği, aynı Kanunun 6 ncı maddesinde de kurumlar vergisinin, Kanunun 1 inci maddesinde yazılı mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
            Anılan Kanunun  "Yurt Dışında Ödenen Vergilerin Mahsubu" başlıklı 33 üncü maddesinde;
           "(1) Yabancı ülkelerde elde edilerek Türkiye'de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazançlardan mahallinde ödenen kurumlar vergisi ve benzeri vergiler, Türkiye'de bu kazançlar üzerinden tarh olunan kurumlar vergisinden indirilebilir.
            ...
            (4) Yurt dışı kazançlar üzerinden Türkiye'de tarh olunacak vergilere mahsup edilebilecek tutar, hiç bir surette yurt dışında elde edilen kazançlara Kanunun 32 nci maddesinde belirtilen kurumlar vergisi oranının uygulanmasıyla bulunacak tutardan fazla olamaz. Bu sınır dahilinde, ilgili bulunduğu kazancın Türkiye'de genel sonuç hesaplarına intikal ettirildiği hesap döneminde tamamen veya kısmen indirilemeyen vergiler, bu dönemi izleyen üçüncü hesap dönemi sonuna kadar indirim konusu  yapılabilir.
            (5) Geçici vergilendirme dönemi içinde yurt dışından elde edilen gelirlerin bulunması halinde, bu gelirler üzerinden elde edildiği ülkelerde kesinti veya diğer şekillerde ödenen vergiler, o dönem için hesaplanan geçici vergi tutarından da mahsup edilebilir. İndirilecek tutar, yurt dışında elde edilen kazançlara Kanunun 32 nci maddesinde belirtilen geçici vergi oranının uygulanmasıyla bulunacak tutardan fazla olamaz.
            (6) Yabancı ülkelerde vergi ödendiği, yetkili makamlardan alınarak mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları, yoksa mahallinde Türk menfaatlerini koruyan ülkenin aynı nitelikteki temsilcileri tarafından tasdik olunan belgelerle tevsik olunmadıkça, yabancı ülkede ödenen vergiler Türkiye'de tarh olunan vergiden indirilemez.
            (7) Kurumlar vergisinden indirim konusu yapılan vergilerin yabancı ülkelerde ödendiğini gösterir belgelerin, tarhiyat sırasında mükellef tarafından ibraz edilememesi halinde, yabancı ülkede ödenen veya ödenecek olan vergi, Kanunun 32 nci maddesindeki kurumlar vergisi oranını aşmamak şartıyla o ülkede geçerli olan oran üzerinden hesaplanır ve tarhiyatın bu suretle hesaplanan tutara isabet eden kısmı ertelenir. İbraz edilmesi gereken belgeler, tarh tarihinden itibaren en geç bir  yıl içinde ilgili vergi dairesine ibraz edildiği takdirde,bu belgelerde yazılı kesin tutara göre tarhiyat düzeltilir. 
            (8) Mücbir sebepler olmaksızın belgelerin bu süre zarfında ibraz edilmemesi veya bu belgelerin ibrazından sonra ertelenen vergi tutarından daha düşük bir mahsup hakkı olduğunun anlaşılması halinde, ertelenen vergiler için Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre gecikme zammı hesaplanır."hükmüne yer verilmiştir.
            Konu ile ilgili olarak 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "33. Yurt Dışında Ödenen Vergilerin Mahsubu"başlıklı bölümünde ise ayrıntılı açıklamalar yer almıştır.
             Diğer taraftan, Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması'nın "Serbest Meslek Faaliyetleri"ne ilişkin 14 üncü maddesinin 1 inci fıkrası;
            "1. Bir Akit Devlet mukiminin mesleki faaliyetlerden ve bağımsız nitelikteki diğer faaliyetlerden elde ettiği gelir, bu kişinin diğer Akit Devlette faaliyetlerini icra etmek için sürekli kullanabileceği bir sabit yere sahip olmaması şartıyla, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Bu türden sabit bir yere sahip olunduğunda, yalnızca söz konusu sabit yere atfedilebilen gelir diğer Devlette vergilendirilebilir."
             hükmünü öngörmektedir.
             Bu hüküm uyarınca, Türkiye mukimi bir şirketin Azerbaycan'da icra ettiği serbest meslek faaliyeti dolayısıyla elde ettiği gelirleri vergileme hakkı, bu şirket, faaliyetlerini icra etmek amacıyla Azerbaycan'da sürekli kullanabileceği sabit bir yere sahip olmadığı sürece yalnızca Türkiye'ye aittir. Böyle bir durumda Anlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için, Başkanlığımızca onaylanacak bir mukimlik belgesinin Azerbaycan yetkili makamlarına ibrazıgerekmektedir.
             Şirketinizin Azerbaycan'da sabit bir yere sahip olması halinde ise vergileme, buradan elde edilen gelirle sınırlı olmak üzere Azerbaycan'da yapılacaktır. Azerbaycan'da bu şekilde bir vergi ödenmesi durumunda bu vergiler, Anlaşmanın "Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi" başlıklı 22 nci maddesinin 1/a bendi uyarınca Türkiye'de vergiden istisna edilecektir.
            Diğer taraftan, şirketinizin Azerbaycan'da ifa ettiği hizmetlerin, Anlaşmanın ekte bir örneği yer alan 12 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında düzenlenen "Gayrimaddi Hak Bedelleri" kapsamına girmeyen genel nitelikte bir hizmet olması koşuluyla, yukarıda bahsedilen madde hükümleri çerçevesinde bir vergilendirme yapılacaktır. Ancak, söz konusu hizmetler dolayısıyla yapılan ödemelerin gayrimaddi hak bedeli niteliği taşıması halinde ise, bu ödemelerin 12 nci maddenin 2 nci fıkrası uyarınca Azerbaycan'da % 10 oranında stopaja tabi tutulması gerekmektedir. Bu şekilde Azerbaycan'da ödenen vergiler ise, Anlaşmanın 22 nci maddesinin 1/b bendi uyarınca Türkiye'de ödenecek vergilerden mahsup edilebilecektir. Gayrimaddi hak bedelinin Azerbaycan'da yer alan bir işyeri vasıtasıyla elde edilmesi durumunda, vergileme 2 nci fıkra kapsamında değil "Ticari Kazançlar" a ilişkin 7 nci madde çerçevesinde yürütülecektir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Üçüncü şahıslara tamir işleri için yapılan ödemeler için belge düzenlenmesi, bu ödemelerin tevkifata tabi olup olmadığı, ödemelerin banka vb. kurumların aracı kılınarak yapılması hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.06.18.02-105[234-2012-9171]-599
28/05/2012
Konu
:
Üçüncü şahıslara tamir işleri için yapılan ödemeler için belge düzenlenmesi, bu ödemelerin tevkifata tabi olup olmadığı, ödemelerin banka vb. kurumların aracı kılınarak yapılması hk.

            İlgi özelge talep formunuzda; .... Vergi Dairesi Müdürlüğünün ... vergi numaralı mükellefi olduğunuz, fabrikanızda kurulu tesis makine ve cihazlarda zaman zaman ortaya çıkan arızaların giderilmesi için mükellefiyeti bulunmayan üçüncü şahıslara (elektrik, demirci ustaları gibi)  ödemeler yapıldığı belirtilerek, yapılan ödemelerin yıl içerisinde birden fazla olup olmaması durumuna göre gider pusulası tanzim edilip edilmeyeceği, vergi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı, ödemeler ile ilgili bir üst sınır olup olmadığı, ödemelerin bankadan yapılıp yapılmayacağı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmiştir.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmış olup Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında da, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.
            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hükmüne istinaden, ticari kazancın tespitinde dikkate alınacak giderlerin indirim konusu yapılabilmesi için giderlerin tevsike esas belgelerle belgelendirilmesi ve bu belgelerin mükellef adına düzenlenmesi gerekmektedir.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Vergiden Muaf Esnaf" başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında, ticaret ve sanat erbabından maddede yazılı şekil ve suretle çalışanların gelir vergisinden muaf olduğu, söz konusu fıkranın (2) numaralı bendinde; bir iş yeri açmaksızın gezici olarak ve doğrudan doğruya müstehlike iş yapan hallaç, kalaycı, lehimci, musluk tamircisi, çilingir, ayakkabı tamircisi, kundura boyacısı, berber, nalbant, fotoğrafçı, odun ve kömür kırıcısı, çamaşır yıkayıcısı ve hamallar gibi küçük sanat erbabının muafiyetten faydalanacağı, anılan maddenin ikinci fıkrasında; ticarî, ziraî veya meslekî kazancı dolayısı ile gerçek usûlde gelir vergisine tâbi olanlar ile yukarıda sayılan işleri gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine bağlılık arz edecek şekilde yapanların esnaf muaflığından faydalanamayacağı belirlenmiştir.
            Aynı Kanunun 37 nci maddesinde her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan  kazancın ticari kazanç olduğu hükme bağlanmıştır.
            Buna göre, fabrikanızda kurulu tesis makine ve cihazlarda zaman zaman ortaya çıkan arızaların tamirine yönelik faaliyetinin ticari faaliyet olması ve Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinde yer alan faaliyet türleri arasında da yer almaması nedeniyle bu faaliyeti yapanların vergiden muaf esnaf kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
            Dolayısıyla, şirketinize tamir v.b. hizmetler veren şahısların ticari kazanç mükellefi olmaları ve tamirat işleri karşılığında yaptığınız ödemeler için şirketinize fatura düzenlemeleri gerekmektedir. Şirketiniz tarafından da bu faturalara istinaden yapılan ödemelerin ise Gelir Vergisi Kanununun 40/1 maddesi uyarınca gider olarak dikkate alınabileceği tabiidir.      
            Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 257 nci maddesinin ikinci fıkrasında, Maliye Bakanlığının mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirme ve bu zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslarını belirleme konusunda yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.
             Bu yetkiye istinaden yayımlanan 320, 323, 324, 332 ve 337 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde tahsilat ve ödemelerin tevsik zorunluluğu ve uygulamaya ilişkin esasları açıklanmıştır.
            Bu çerçevede,  213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ve ilgili Tebliğlerde belirtilen esaslar uyarınca mal ve hizmet bedeli olarak yapılacak 8.000 TL üzerindeki tahsilat ve ödemelerin bankalar, özel finans kurumları (katılım bankaları) ve Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü aracı kılınarak yapılması gerekmektedir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Yurt dışından temin edilen makine ve teçhizatlar için ödenen bedellerin birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarım işi kapsamında vergi kesintisine tabi olup olmayacağı.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
B.07.1.GİB.0.06.49-KVK 30-1332
11/04/2012
Konu
:
Yurt dışından temin edilen makine ve teçhizatlar için ödenen bedellerin birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarım işi kapsamında vergi kesintisine tabi olup olmayacağı.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, İspanya'da mukim ana merkezinizin ... A.Ş. (...) tarafından açılan ‘... Yapım İşi' ihalesini kazandığı ve söz konusu iş ile ilgili sözleşmenin 14/04/2011 tarihinde imzalandığı, yapım işi kapsamında Erzincan'da gerçekleştirilecek yapım, test ve montaj çalışmaları ve ... tarafından yurt dışından ithal edilecek makine ve teçhizatların bulunduğu, şubenin yapım ve montaj işini yürütmek üzere Ağustos 2011'de kurulduğu, taahhüt edilen işin, bütünü itibarıyla alt aşamalara ayrıldığı ve her bir kısım için ödenecek bedellerin sözleşmede yer aldığı, makine ve teçhizatın İspanya'da mukim ana merkeziniz tarafından yurt dışından müstakilen temin edileceği ve bu tedarik işleminde şubenin katkısının bulunmayacağı belirtilerek, sözleşme kapsamında ana merkeziniz tarafından ithal edilen makine ve teçhizat bedelleri üzerinden vergi kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, birinci maddede yazılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye içinde bulunmayanların, dar mükellefiyet esasında, yalnız Türkiye'de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceği; üçüncü fıkrasının (a) bendinde de, Türkiye'de iş yeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde ve bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançların, dar mükellefiyet konusuna giren kurum kazancı olarak vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.
            Aynı Kanunun 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tâbi kurumların maddede bentler halinde sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükmüne yer verilmiş olup maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde ise, Gelir Vergisi Kanununda belirtilen birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hak ediş ödemeleri üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır. Vergi kesintisi oranı, 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 03/02/2009 tarihinden itibaren % 3 olarak belirlenmiştir.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinin birinci fıkrasında, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde kâr veya zararın işin bittiği yıl kati olarak tespit edileceği ve tamamının o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde gösterileceği hükme bağlanmıştır.
            Öte yandan, 18.12.2003 tarihinden itibaren yürürlükte olan "Türkiye Cumhuriyeti ile İspanya Krallığı Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması" hükümleri 01.01.2004 tarihinden itibaren uygulanmaktadır.
            Anılan Anlaşmanın "İşyeri" başlıklı 5 inci maddesinin, müteahhitlik işleri bakımından iş yerinin oluşmasını düzenleyen üçüncü fıkrasında, "Altı ayı aşan bir süre devam eden bir inşaat şantiyesi, yapım, montaj veya kurma projesi ya da bunlarla ilgili gözetim faaliyetleri bir işyeri oluşturur." hükmüne yer verilmiştir.
            Bu hükme göre, Türkiye - İspanya Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasında inşaat işleri bakımından iş yerinin oluşması, altı aylık süre koşuluna bağlanmış olup altı aylık sürenin hesaplanmasında başlangıç tarihi olarak şantiyenin oluştuğu tarihin (müteahhidin hazırlık çalışmaları da dahil Türkiye'de çalışmalarına başladığı tarih) bitim tarihi olarak ise işin tamamlandığı veya sürekli olarak terk edildiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir.
            Dolayısıyla, Türkiye'de kurulmuş olan şube, inşaat işleri bakımından Anlaşmanın 5 inci maddesi kapsamında tek başına bir iş yeri oluşturmayacak ve altı aylık sürenin hesaplanmasında inşaat şantiyesinin başlangıç tarihi olarak dikkate alınmayacaktır.
            Anlaşmanın "Ticari Kazançlar" başlıklı 7 nci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları;
            "1. Bir Akit Devlet teşebbüsüne ait kazanç, söz konusu teşebbüs diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunmadıkça, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Eğer teşebbüs yukarıda bahsedilen şekilde ticari faaliyette bulunursa, teşebbüsün kazancı yalnızca işyerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere bu diğer Devlette vergilendirilebilir.
            2. 3 üncü fıkra hükümleri saklı kalmak üzere, bir Akit Devlet teşebbüsü diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunduğunda, her iki Akit Devlette de bu işyerine atfedilecek kazanç, bu işyeri aynı veya benzer koşullar altında, aynı veya benzer faaliyetlerde bulunan, tamamen ayrı ve bağımsız bir teşebbüs olsaydı ve işyerini oluşturduğu teşebbüsten tamamen bağımsız bir nitelik kazansaydı ne kazanç elde edecek ise aynı miktarda bir kazanç olacaktır.
            3. İşyerinin kazancı belirlenirken, işyerinin bulunduğu Devlette veya başka yerde yapılan, yönetim ve genel idare giderleri de dahil olmak üzere işyerinin amaçlarına uygun olan giderlerin indirilmesine müsaade edilecektir."
            hükümlerini öngörmektedir.
            Bu hükümler uyarınca, İspanya'da mukim ... S.A. şirketinin üstlendiği "... Yapım İşi"nin Türkiye'de altı ayı aşan bir süre devam etmesi durumunda, Türkiye'de bir iş yeri oluşacak ve yalnızca bu iş yerine atfedilebilen kazançlarla sınırlı olmak üzere Türkiye'nin de vergi alma hakkı doğacaktır.
            Anlaşmanın Türkiye'de vergi alma hakkı tanıdığı durumlarda vergileme iç mevzuat hükümlerimiz çerçevesinde yapılacaktır.
            Türkiye'deki "... Yapım İşi"nin altı ayı aşmaması durumunda ise buradan elde edilen kazançları vergileme hakkı yalnızca İspanya'ya ait olacak ve Türkiye'de vergilendirilmeyecektir.
            Yukarıdaki hükümlere göre, ... tarafından ihale edilen ve yapım, test ve montaj çalışmaları ile yurt dışından makine ve teçhizat temini işleri "... Yapım İşi" sözleşmesinde ayrı ayrı tanımlanmış olsa da, söz konusu işlerin tek sözleşmeye bağlı olması dolayısıyla taahhüt kapsamındaki işin tamamının yerine getirilmesinden sorumlu tutulacağınızdan söz konusu işin bir bütün olarak ele alınması gerekmekte olup İspanya'daki merkeziniz tarafından müstakilen temin edileceğini ifade ettiğiniz makine ve teçhizat ithalatının yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde "... Yapım İşi" için Türkiye'de oluşacak iş yerinden bağımsız olarak yürütüleceğinin kabulü mümkün değildir.
            Buna göre, ... tarafından ihale edilen ve yapımı İspanya'da mukim ana merkeziniz ... S.A. tarafından taahhüt edilerek Türkiye'de kurulu şube vasıtasıyla gerçekleştirilecek olan "... Yapım İşi"nin, yıllara sari inşaat işlerini içermesi ve tüm işin tek bir sözleşmeyle yüklenilmesi nedeniyle, yapılan işin bütün olarak inşaat işi olarak kabul edilmesi ve bu işlerle ilgili ana merkez tarafından tedarik edilen makine ve teçhizat bedeli dahil yapılan hak ediş ödemeleri üzerinden Kurumlar Vergisi Kanununun 30/1-a maddesine göre %3 oranında kurumlar vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir.
            Ayrıca, hakediş ödemeleri üzerinden Kurumlar Vergisi Kanununun 30/1-a maddesi hükmü uyarınca yapılan vergi kesintilerinin, işin bittiği yıl söz konusu işe ait kâr veya zararın beyan edildiği kurumlar vergisi beyannamesinde hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edileceği, bu mahsuplar sonunda kalan bir tutar bulunması halinde ise red ve iadesinin yapılacağı tabiidir.
            Diğer taraftan, İspanya mukimi ... S.A. şirketinin "... Yapım İşi"nden dolayı Türkiye'de vergi ödemesi gerektiği durumda bu şekilde ödenecek vergiler, söz konusu Anlaşmanın "Çifte Vergilendirmeyi Önleme"yi düzenleyen 22 nci maddesinin 1 inci fıkrası hükmü çerçevesinde İspanya'da ödenecek vergiden mahsup edilmek suretiyle çifte vergilendirme önlenebilecektir.
            Anlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için söz konusu İspanya mukimi teşebbüsün İspanya'da tam mükellef olduğunu ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiğini İspanya yetkili makamlarından alınacak bir belge ile (mukimlik belgesi) kanıtlanması ve bu belgenin aslını, Türkçe tercümesinin Noterce veya İspanya'daki Türk Konsolosluklarınca tasdikli bir örneği ile birlikte ilgili vergi dairesine veya kendilerine yapılan ödeme üzerinden vergi sorumlularınca vergi tevkifatı yapılması durumunda ise vergi sorumlularına ibraz etmesi gerekmektedir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Elektrik satışında gelir tahakkuku ve belge düzeni hk.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)


Sayı
:
B.07.1.GİB.4.06.18.02-105[8730]-670
12/06/2012
Konu
:
Elektrik satışında gelir tahakkuku ve belge düzeni hk.


İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda;
- ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün ... vergi numaralı mükellefi olduğunuz,
- 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununda "serbest tüketici" olarak tanımlanan abone gruplarına elektrik satışı yaptığınız,
- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca Elektrik Piyasası Kanununun 1 inci maddesine dayanılarak çıkarılan "Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği"nin 4 üncü maddesinde, fatura döneminin, bir takvim ayının ilk günü saat 00:00'da başlayan ve aynı ayın son günü saat 24:00'de biten süreç olarak tanımlandığı,
- Aynı Yönetmeliğin 81 inci maddesinde ise; TEİAŞ veya dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından sayaçların, fatura döneminin bitişini takip eden ilk 4 gün içerisinde ilgili piyasa katılımcısının yetkilisinin de iştiraki ile okunacağı, okuma tutanağının taraflarca müştereken hazırlanıp imza altına alınacağı, okunan bu sayaç değerlerinin ise faturaya esas resmi değerler olarak kabul edileceği hükümlerinin yer aldığı
belirtilmiş olup bahse konu mevzuatta serbest tüketici olarak tanımlanan abone grubu müşterilerinize elektrik tüketimleri karşılığı düzenlenecek olan faturaların düzenlenme tarihi ile elde edilen gelirin ve katma değer vergisinin hangi dönem hesaplarına dahil edileceği hususlarında tereddüt oluştuğundan Başkanlığımız görüşü sorulmuştur.
Kurumlar Vergisi Kanunun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Gelir Vergisi Kanununun "Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti" başlıklı 38 inci maddesinde ise; bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükme bağlanmıştır. Anılan Kanunun 40 ıncı maddesinde de; safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmıştır.
Ticari kazancın tespitinde "tahakkuk esası ilkesi" ve "dönemsellik ilkesi" olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibarıyla kesinleşmiş olması yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Dönemsellik ilkesi ise, bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır. Ayrıca "Dönemsellik" kavramı gereği işletmeler, gelir ve giderlerini tahakkuk esasına göre muhasebeleştirmek; hasılat, gelir ve karlarını aynı döneme ait maliyet, gider ve zararlarla karşılaştırmak durumundadırlar. Bu ilke uyarınca gelir ve giderlerin ilgili oldukları dönemde kaydedilmesi gerekir.
Ayrıca, Kurumlar Vergisi Kanununun 32 inci maddesinin birinci fıkrasında, kurum kazancı üzerinden % 20 oranında kurumlar vergisi alınacağı, ikinci fıkrasında da kurumlar vergisi mükelleflerince, câri vergilendirme döneminin kurumlar vergisine mahsup edilmek üzere Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre ve câri dönemin kurumlar vergisi oranında geçici vergi ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 120 inci maddesinde ise; ticari kazanç sahipleri (basit usulde vergilendirilenler hariç) ile serbest meslek erbabının cari vergilendirme döneminin gelir vergisine mahsup edilmek üzere, bu Kanunun ticari veya mesleki kazancın tespitine ilişkin hükümlerine göre (indirim ve istisnalar ile Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri de dikkate alınarak) belirlenen ilgili hesap döneminin üçer aylık kazançları (42 nci madde kapsamına giren kazançlar ile noterlik görevini ifa ile mükellef olanların bu işlerden sağladıkları kazançlar hariç) üzerinden 103 üncü maddede yer alan tarifenin ilk gelir dilimine uygulanan oranda geçici vergi ödeyecekleri, hesaplanan geçici verginin üç aylık dönemi izleyen ikinci ayın ondördüncü günü akşamına kadar bağlı olunan vergi dairesine beyan edilerek onyedinci günü akşamına kadar ödeneceği belirtilmiştir.
Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu; 231 inci maddesinin 5 inci fıkrasında ise, faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde düzenleneceği belirtilmiştir.
Öte yandan, Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;
- 1/1 inci maddesinde; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye'de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV'ye tabi olduğu,
- 2/3 üncü maddesinde; su, elektrik, gaz, ısıtma, soğutma ve benzeri şekillerdeki dağıtımların da mal teslimi niteliğinde olduğu,
- 10 uncu maddesinin (g) bendinde vergiyi doğurun olayın, su, elektrik, gaz, ısıtma, soğutma ve benzeri enerji dağıtım veya kullanımlarında bunların bedellerinin tahakkuk ettirilmesi anında meydana geleceği
hüküm altına alınmıştır.
Bu hüküm ve açıklamalara göre, elektriğin aylık bazda satışı ve tedarikinde gelir veya gider mahiyet ve tutar itibariyle ay sonunda kesinleşmiş olduğundan, elektrik satışı ve tedarikinden doğan gelir ve giderin de ay sonu itibarıyla tahakkuk ettiğinin kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla şirketiniz tarafından elektrik satışından doğan gelirin tahakkuk tarihi itibarıyla ilgili geçici vergi ve takvim yılı hesap dönemlerinde kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir. KDV açısından ise, tahakkuk tarihi itibariyle vergiyi doğuran olay gerçekleşeceğinden, tahakkuk tutarları üzerinden hesaplanan KDV de ilgili dönemde beyan edilecektir.
Ayrıca, gelirinizin tahakkuk tarihi olan ay sonundan itibaren yedi gün içinde fatura düzenlemeniz gerektiği tabiidir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.